Uzman Görüşleri




OAO “Konsern Rosenergoatom” A.Ş. Genel Müdür Birinci Yardımcısı Vladimir Asmolov:

Nükleer enerji dışında insanlığa verilen farklı enerji kaynakları mevcuttur. Nükleer enerji en konsantre, enerji olarak en avantajlı, kaynak yoğunluğunu dikkate alırsak da bir dizi çok olumlu niteliklere sahip enerji üretim tipidir. Nükleer enerjinin kullanımının en önemli koşulunu bilgi ve güvenlik oluşturmaktadır.

45 yıldır nükleer sanayide çalışan ve özellikle de güvenlik ile ilgilenen  biri olarak, nükleer enerjinin insanlara yarar sağladığının  tamamen açık olduğunu düşünüyorum. İnsanlara fayda sağlayan enerjiden vazgeçmek doğru değildir. Benim açımdan en önemlisi bunun, benim için, ailem için, torunlarım için tehlikeye neden olmayacağıdır. Biz insanlığa çok güzel armağanlar vermek istiyoruz.

Diğer ülkeler de bizim gibi nükleer enerjiye sahip olmak istiyorlar. BRICS ülkeleri nükleer enerjinin tüketicileri konumundadırlar. Eğer biz gelişmiş ülkeler ile BRICS ülkelerinde kişi başına düşen kilovatı kıyaslarsak, o zaman azaltılması gereken bu büyük farkı hemen görürüz. Biz şimdi iklimin değişmesine tanıklık ediyoruz. Eğer gazların salınımı eski seviyede muhafaza edilecekse, sera etkisi gerçek olacak. Nükleer enerjinin normal kullanımında ise hiçbir gaz salınımı yoktur. Bu bir seçenektir ve Hindistan, Çin, Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler nükleer enerjiyi tercih etmişlerdir. Madem ki, onlar bu yolu seçmişler, o zaman biz en uygun şekilde bu yolda ilerlemeliyiz.

 

Kaynak: Enerji ekspertizi merkezi

 


 

Tatyana Maklakova, RF Vulvanic (Fransa) Temsilciliği Müdürü, Teknik Bilimler Doktoru:

Nükleer sanayi, ülkelerin hem genel kalkınması, hem de ekonomik kalkınması açısından çok önemlidir. Bu bir enerjidir, bu bir yatırımdır, bu insanlar için yeni iş kapısıdır, bu ülkemizin en önemli sektörlerinden birisidir. Ayrıca Rusya bizim teknolojilerimizi yabancı ülkelere tedarik edebiliyor, bu çok önemli bir vizyon. Rusya, nükleer enerji alanında lider ülkelerinden biri.  Bu yüzden bizim şirketimiz tabi ki, Rusya ile çalışmak istiyor.

Şirketimiz uluslararasıdır. Bizim Rusya’da da birimlerimiz vardır, yani biz sadece talep etmiyoruz. Biz girişimlerde bulunuyoruz, Rusya’ya bazı yatırımlar yapıyoruz. Rusya gibi büyük ve küresel bir ortak ile çalışmak bizim için çok değerli.

Biz birçok piyasa için çalışıyoruz. Hem petrol, hem gaz sektöründe hem de nükleer sektörde çalışıyoruz. BRICS ülkeleri bugün en hızlı gelişen ülkeleri teşkil ediyor. Nerede gelişme varsa, oraya hem para, hem inşaat, hem de yatırımcılar gidiyor. Bu sadece nükleer sanayisi açısından değil, aynı zamanda tüm alanlarda böyledir.

 

Kaynak: Enerji ekspertizi merkezi

 

 




Rusya Parlamentosu üst kanadı Federasyon Konseyi senatörü, Rus-Türk İş Konseyi Başkanı Ahmet Palankoyev, Mersin Akkuyu nükleer santrali projesi çerçevesinde iki ülke stratejik işbirliğinin arttığını söyledi.



Rusya’nın başkenti Moskova’da gerçekleştirilen 6. Uluslararası ATOMEXPO-2014 Forumu’nda konuşan Rus senatör, projenin Rusya-Türkiye ikili ilişkiler tarihinin en önemli yatırımı olduğunu söyledi.



Palankoyev, “ Mersin Akkuyu asrın projesidir. Rusya, Türkiye'yi burada sadece enerji tüketicisi değil, aynı zamanda stratejik partner olarak değerlendirilmekte. Türkiye Akkuyu’da hisse de alabilir. Gelecekte Akkuyu’da çalışacak Türk öğrenciler Rusya’da yüksek eğitim alıyor. Burada uzun vadeli Rus-Türk işbirliğinin perspektifinin temeli atılıyor.” dedi.


İkili ticari ilişkilerin giderek arttığını vurgulayan Rus senatör, Akkuyu'nun enerji alanında işbirliği ilişkilerin artmasına önemli katkı sağladığını vurguladı. Palankoyev, “Akkuyu sayesinde Rus iş dünyasının Türkiye ilgisi de arttı. Örneğin, Türk piyasasına Rus bankası Sberbank girerek Denizbank’ı satın aldı.” değerlendirmesinde bulundu. 



Rus senatör, Rusya’nın nükleer santral teknolojisinin dünyanın en gelişmiş ve güvenli teknolojisi olduğunu da ifade etti. 



Tüm dünyadan 100 milyar doların üzerinde sipariş alan Rus nükleer devi Rosatom ÇED raporlarının tamamlanmasının ardından nükleer santral inşaatına başlayacak. 20 milyar dolarlık yatırım yapacak Rusya, nükleer santralin sahibi olacak. Rosatom Türk şirketlerin de projeye yatırım yapabilmeleri için çalışmalarını sürdürüyor.


  

 

 

 

Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği Başkanı ve Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Etem Karakaya, geçtiğimiz günlerde açıklanan BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), 5. Değerlendirme Raporu’nda giderek dünyayı tehdit eden iklim değişikliği ile mücadele kapsamında "yenilenebilir enerji, nükleer ve karbon tutma ve yakalama teknolojisi ile çalışan fosil yakıt temelli santrallere yönelik yatırımın üç kat artırılması gerektiğinin" vurgulandığını kaydetti.

Devamı


 

 


Areva Şirketi, Nükleer Santrallerin Güvenliğinin Artırılması Bölümü, Teknik Bilimler, Ph.D. Rolf Janke

 

Belarusskaya Nükleer Santrali, bizim katıldığımız Kaliningrad NGS inşaat projesinin bir kopyasıdır. Biz Belarusskaya Nükleer Güç Santrali’nin yapımına katılma konusu ile de ilgileniyoruz. Enerji alanında Beyaz Rusya ve Rusya'nın sıkı bir işbirliği bulunmaktadır. Ben şahsen, nükleer kaynaklı enerjinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Nükleer enerji, 30 yıl sonra enerji sorunlarının ana çözümü olacaktır. Günümüzde Almanya’da güneş, rüzgar gibi ekolojik enerji kaynaklarına geçiş aşamaları yaşanmaktadır. Bu kaynaklarda üretilen enerji kapasitesinin oldukça düşük olması nedeniyle, kapasitenin artırılma sorunu çok zor çözülecek gibi görünüyor ve elektrik üretimi için bir sürü yeni altyapının inşa edilmesi gerekiyor. Ama asıl sorun, bu kaynaklarda üretilen enerjinin depolanması ve iletilmesinde yaşanmaktadır. Herkesin bildiği gibi güneş 24 saat ışık vermemekte ve rüzgar da sürekli esmemektedir. Depolama konusunda etkili bir yöntemin keşfedilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Yakın zamanda bu yöntem bulunmazsa, "yeşil" enerjiye yaklaşımım çok şüpheci olacaktır, çünkü enerji sektörünün görevi; günde 24 saat, yılda 365 gün elektrik tedariki sağlamaktır. İnsanoğlunun kesintisiz enerjiye ihtiyacı vardır. Günümüzde yenilenebilir enerji kaynakları ile enerjinin sürekliliği imkansızdır çünkü, "yeşil" enerji hala, kendi kurulu gücü kadar, ithal edilecek olan doğalgaz gibi bir rezerv kaynağın gücünü de gerektirmektedir, bu da ekonomik değildir. Rusya’da nükleer enerjinin gelişim perspektifleri 100 yıla varan çok uzun bir süreye yönelik bulunmaktadır. Rusya’da petrol ve doğalgaz vardır, fakat bu kaynaklar satılabilir veya endüstriyel amaçlar için kullanılabilir. Ben, şimdilik nükleer enerjinin yegâne alternatif olduğunu düşünüyorum.


 

 

Numan Olcar, Mersin Turizm Platformu Başkanı

 

Nükleer santral yapılırsa veya gelirse turizm bitecek deniliyor. Biz bu işe akli selim turizmciler olarak inanmıyoruz. Mersin’le ilgili olan Novovoronej Nükleer Santrali’ni ben yakinen de gördüm. Yani daha da inceledim merak konusu da oldu. Ancak yapıldığı yerde bizim için nükleer santral isminin ürkütücülüğünün dışında olumsuz hiçbir şey yoktu. Bu ziyaretten sonra Mersin’de  turizm bitecek iddiasına net cevabı olarak katılmadığımızı söyleyebilirim. Ben bilgisizlikten korkarım. Novovoronej’de ki bu iki santrali bizzat yerinde inceledim. Tabi heyetlerle gittik, çok değişik yerlerden farklı bilgileri aldık. Neticede ortaya konan şey bundan 10 sene sonra devreye girecek olacak bir projeden bahsediyoruz. Ama ortaya konan şey veya bunlarla ilgili olarak geliştirilmiş olan güvenlik tedbirleri beni tatmin etti. Çevrecilikte dediğim gibi turizmin ana mayasıdır. Çevrecilik açısından da nükleerden korkmuyor ve endişe duymuyorum.


  

 Servet Özkaya, İş Adamı-Müstakil Sanayiciler ve İşadamları Derneği’nin Mersin Şubesi Başkanı


 

Bugün Kanada dünyada en fazla nükleer santral bulunduran ülke. Fransa enerjinin 75%’ini ngs’den elde ediyor. Bugün Fransa’nın gelişmişliği malum yine İsviçre Danimarka baktığımız zaman enerjilerinin birçoğunu nükleer santralden elde ediyor. Birçok nükleer güç santraline bakıldığında turizm merkezlerinin içinde olduğunu görüyoruz, sahillere girildiğini, marinaların hemen yanı başında olduğunu görüyoruz. Doğru yatırımla, kontrollü inşa ile hiçbir sorun olacağını biz şahsen düşünmüyoruz. Nükleer enerjiyi destekliyoruz.


   

Profesör Dr. Doğan Bor, Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü 

 

İnsanların etkilendikleri radyasyon kaynaklarını dikkate alacak olursak tıbbın medikal uygulamaları 97%. Nükleer reaktörlerin etkisi 1%’ in altında. Bu kadar biz radyasyonla iç içeyiz. Ben çok şaşırıyorum, niye insanlar cep telefonundan bahsediyor radyasyon deyince. O bir korku haline geldi, niye nükleer reaktörlerden bahsediyor ben çok şaşırıyorum. Eğer bir radyasyon varsa hastanelerde var. Şu anda sizin vücudunuzdan saniyede yaklaşık 15 bin tane foton geçiyor. Gene binlerce başka radyasyon geçiyor, görmüyorsunuz. Bunların insan sağlığına en ufak bir etkisi yok.  Peki nerden bu, kaynağı nedir? Ta dünyanın oluşumundandır. Dünya oluşurken, yer küre oluşurken bazı maddeler radyoaktifti. Hala bu radyoaktivite devam ediyor, hala bunlar ışın salıyor ve salacak da. Bunlar neler, radyoaktif maddeler; Karbondu, potasyumdu, uranyumdu, toryumdu, radondu gibi ve tabi bunlar topraktan yayıldığı için doğal olarak suya geçiyor, gıda zinciri toprak ette olan besinlere geçiyor, birçok besinde mesela muzda. Muzda radyoaktivite var. Ve size bir şey söyleyeyim mi? En çok tükettiğimiz meyvelerden muz sağlığa zararlı olsa herhalde dünyada maymun kalmazdı. Şimdi insan vücudunda da radyasyon var ve insan vücudundaki radyasyon 4 bin tane muzun radyasyonuna eş değerdir. Biz de radyoaktif kaynağız ve bunu ölçecek yeteneğimiz var aletlerle. Bir diğeri kozmik ışınlar, yukarıdan uzaydan geliyor. Yani biz sürekli olarak radyasyonun etkisi altındayız.


 

Dr. Yusuf Zeren, Toros Üniversitesi Rektör Yardımcısı 

 

Türkiye’de Mersin’in nükleer santral için yer seçimi konusunda belki insanlar çok mutlu değiller ama şimdi yer lisansı alınmış bir hayli yatırım yapılmış, liman yapılmış onun için şu anda başka bir yer kaydırılması Türkiye’nin bu teknolojiye belki 15 yıl daha geri kalmasına yol açabilir. Bu da doğru bir adım olmaz.

 

 


   

Necati Yamaç, Enerji Bakanlığı Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanı 

 

Doğalgazın ülkemizin enerji üretim talebini karşılamasındaki oranı yüzde 44’ler civarında. Dünya ortalamasında aslında dünya enerji talebini %20’ler civarında karşılıyor. Türkiye’nin ortalaması dünya ortalamasının iki katı. Dolayısıyla doğalgazı aşırı bağımlılığımız söz konusu. Aslında nükleerin bize faydası burada olacaktır. Akkuyu ve Sinop bugün devreye girmiş olsaydı biz yurt dışından yaklaşık olarak 7,2 milyar dolar doğalgaz ithal etmekten kurtulmuş olacaktık. Diğer bir husus yenilenebilir enerji kaynakları. Neden yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmıyoruz şeklinde eleştiriler geliyor? Yenilebilir enerji kaynaklarına girmişken, vurgulamamız gereken bir başka husus şudur; Kapasite faktörü oldukça düşük. Yenilenebilir enerji kaynakları baz yük santralleri olmadığı için, ancak alternatif enerji kaynakları olabilir. Bir de yenilebilir enerji kaynakları gereklidir son damlasına kadar kullanılmalıdır ancak bel bağlanamayacak enerji kaynaklarıdır.


 

 

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Makine Mühendisi Prof. Dr. Haydar Aras, Mersin ve Sinop'ta kurulması planlanan nükleer santrallerin 8 Keban Barajı'nın ürettiği kadar enerji üretecek" dedi.

 

Haber okumak için tıklayınız

 

 


 


Kastamonu Üniversitesi (KÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Atıf Çetiner:


Türkiye'de nükleer enerji çalışmaları tamamlandığı takdirde kalkınma hızının ve kişi başına düşen gelirin artacağını söyledi.

 

Çetiner, AA muhabirine yaptığı açıklamada, nükleer teknolojinin ülkelerin kalkınmasına ve diğer sektörlerin ilerlemesine çok büyük katkısı bulunduğunu anlattı.
Japonya'nın 1950'li yıllarda kişi başına gelirinin 270 dolar olduğunu ifade eden Çetiner, "Güney Kore'nin 45 dolar, Türkiye'nin ise 300 dolardı. 1960'lı yıllarda Japonya, nükleer teknolojiye girdi. Bugün Japonya'da kişi başına düşen gelirinin 30-40 bin dolarların üzerinde olduğunu görüyoruz. Güney Kore yine aynı şekilde" diye konuştu.


Çetiner, nükleer teknolojiye yönelinmediği zaman ülkelerin geri kaldığını savunarak, şunları kaydetti:
"Türkiye, nükleer enerji çalışmalarını tamamladığında ülkemizde kişi başına düşen gelir artacaktır. Nükleer, kalkınmayı hızlandıran ve ülkenin her şeyini değiştiren bir teknoloji, tarih bize bunu ispatlamıştır. Bunu görmezden gelemeyiz. Nanoteknolojinin, tomografi gibi görüntüleme metotlarının hepsinin çıktığı yer, nükleer teknoloji. Bazen millet yanlış yönlendiriliyor ve nükleere karşı çıkan çok oluyor. Bunlara karşı bilinçli olmak lazım. Küçüğün büyümesi, büyüğün işine gelmiyor. Bakarsak, dünyadaki 438 reaktörün 272'si sanayileşmiş 6 ülkededir. Her gelişmiş ülkede var, gelişmemiş ülkelerde ise yok."

 

‘’Nükleer Kazalar’’

Çetiner, nükleere karşı çıkan kesimin en çok öne sürdüğü hususun, kazalar ve atıklar olduğuna dikkati çekerek, nükleer tesislerin kurallarına uygun çalıştırıldığı takdirde kaza riski bulunmadığını vurguladı.

 

Dünyanın 1958’den itibaren nükleer konusunda tecrübesi olduğunu belirten Çetiner, şöyle devam etti: ‘’Bu süreçte 3 kaza oldu. Bunlardan yeni tedbirler çıkartılıyor ve bazı şeyler geliştiriliyor. Dünyada 1970’lere kadar yapılan reaktörlere birinci nesil diyoruz. 1970’li yılların sonundan itibaren ikinci nesil, 1980’li yıllardan itibaren de üçüncü nesil reaktörler yapılmaya başlandı. Akkuyu’ya yapılacak reaktör de üçüncü nesil olacak.’’

 

Çetiner, nükleer atığın çok değerli olduğunu ve bu atığın enerji kaynağı olarak kullanılacağını dile getirdi.

 

Çetiner, Türkiye'nin dünya toryum rezervinin yüzde 22'sini barındırdığını, bu özelliğiyle dünyada 2. veya 3. sırada olduğunu anımsattı.


Toryumla çalışan yeni tip reaktörler yapıldığı zaman Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılığının tamamen ortadan kalkacağına işaret eden Çetiner, şunları kaydetti:
"Şu anda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıyla bir çalışma yapıyoruz. Bakanlık, bizi toryumla ilgili danışma kuruluna aldı. O işe de Türkiye olarak devam edeceğiz. Geçenlerde İsviçre'de Toryum Enerji Konferansı'na katıldım. Onlar da bu konuda çalışıyor ama biz bu konuda geç kalmış durumdayız. Bakanlığımızla bu konuda yapılabileceklerin fizibilitesini çıkartmaya başladık. Ondan sonra Türkiye'de toryumlu reaktörler konusunda üniversiteleri teşvik için Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, proje çağrısında bulunacak. Önerimiz, bu konuda her yıl epeyce sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencisi yetiştirmek. Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunun Toryum Mükemmeliyet Merkezinin kurulması yönünde kararı var. Onların faaliyete geçirilmesi için çalışacağız."


 

İSO Yönetim Kurulu Başkanı Bahçıvan: "Enerji Kaynağını Sadece Taşıyan Değil, Aynı Zamanda Ona Bir Katma Değer Katan Ülke Olmalıyız’’


İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan, "Enerji kaynağını sadece taşıyan değil, aynı zamanda ona bir katma değer katan ülke olmalıyız. Öyle ki, dünya enerji fiyatları üzerinde belirleyici bir konuma gelmeyi hedeflemeliyiz" dedi.

 

"Türkiye'nin Enerji Görünümü ile Alternatif Çözümler ve Sanayimiz" ana gündemi ile gerçekleşen İSO'nun ocak ayı Meclis toplantısında konuşan Bahçıvan, enerjinin dünyanın geleceği için üretim ve tüketim açısından sürdürülebilir bir kavram haline hala gelemediğini belirtti.

 

Enerji kaynaklarının Türkiye'de tüketimine ilişkin görüşlerini aktaran Bahçıvan, nükleer enerji hariç tutulduğunda global enerji dağılımına benzer, petrol-doğalgaz-kömür ağırlıklı bir dağılımın görüldüğünü kaydetti.

 

Bahçıvan, "Enerji tüketiminde yüzde 70'leri aşan oranda dışa bağımlılığımız bulunmaktadır. Geçmişten bugüne sanayimiz ve ekonominin hızlı gelişimi ile toplumun yaşam standardının yükselmesine karşın, enerjinin yerli ikamesinde paralel bir gelişim sağlanamamıştır. Bu süreç, doğal olarak dış tedariki artırmış ve bugün ekonomimizin en önemli sorunu olan cari açığın nedenlerinden biri haline gelmiştir" diye konuştu.

 

Cari açığın en büyük kaleminin, yıllardır çözülemeyen bu enerji ithalatından kaynaklandığını ifade eden Bahçıvan, şunları söyledi:

 

"Son yıllarda kaydettiğimiz ekonomik büyüme sonucu, dünyanın en hızlı büyüyen enerji piyasalarından biri haline geldik. Öyle ki, 2023 yılına kadar enerjide yıllık yüzde 7'lik bir artış öngörülmektedir. Bu artış hızını karşılamak için gerekli toplam yatırım miktarının, son 10 yılda gerçekleşen toplam yatırım miktarının 2 katını aşarak 120 milyar dolar olması beklenmektedir. Ülkemiz, dünya üzerindeki en stratejik ama bir o kadar da problemli gaz ve petrol bölgeleri ile en önemli tüketim pazarlarından birisinin tam ortasında yer almaktadır. Bu sebeple güçlü jeopolitik ve jeoekonomik konuma sahiptir. Bu konum nedeniyle ciddi ve uzun vadeli politikalarla ülkemizi sadece bir köprü veya transit ülke olarak adlandırmakla kalmamalıyız.

 

Enerji kaynağını sadece taşıyan değil, aynı zamanda ona bir katma değer katan ülke olmalıyız. Öyle ki, dünya enerji fiyatları üzerinde belirleyici bir konuma gelmeyi hedeflemeliyiz. Yeni tedarikçilerimiz arasında kısa vadede pazarımızda görebileceğimiz en önemli gaz ve petrol tedarikçisi Kuzey Irak olacak gibi duruyor. Politik olarak birtakım problemler olsa da bu problemleri yakın zamanda çözerek, bölge gazını ülkemizde göreceğimize inandığımızı ifade etmek istiyorum."

 

"Sürdürülebilirliğin yegane şifresi istikrardır"

 

Türkiye'de güven ve istikrarın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir önem taşıdığını aktaran Bahçıvan, sanayici ve iş insanları için üretimde, yatırımda, istihdamda sürekliliğin, sürdürülebilirliğin yegane şifresinin istikrar olduğunu anlattı.

 

Türkiye'nin hasret kaldığı bu ortama son 12 yıldır kavuşulduğunu belirten Bahçıvan, "Gerçekten de ekonomimizde makro açıdan bazı temel sorunlarımız olsa da bunları yönetme noktasında güven verici bir yaklaşımla karşı karşıyaydık. Kısacası siyasi ve ekonomik istikrar güven veriyordu. Fakat şu son bir ay içinde yaşadıklarımız, hiç mi hiç hesapta yoktu. Öyle bir noktadayız ki, bugün bir sanayici için ayakta kalabilmek, adeta bir başarı hikayesi olacaktır. Böylesi ortamlar, sanayici açısından en önemli sorun olan fiyatlama sorununu ortaya çıkarmaktadır. Kurun bu kadar dalgalandığı ve nereye gideceği konusunda kimsenin bir şey bilmediği bir ortamda fiyatlama yapmak gerçekten çok zor" değerlendirmesinde bulundu.

 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının, türbülanslı ortamda elinden geleni yapmaya çalıştığını da vurgulayan Bahçıvan, "Şapkadan tavşan çıkarmayı bekler gibi her şeyi Merkez Bankasından beklemek doğru bir yaklaşım değildir" dedi.

 

Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"Döviz kuru, biz sanayiciler için hayati önemdedir. En son açıklanan verilere göre özel sektörün dış borç stokunun 260 milyar doları aştığı görülüyor. Özel sektörü bu borçlanma noktasında eleştirenlere bir çift sözümüz var. Ülkemizde tasarruf oranları çok yüksek de acaba biz mi bilmiyoruz? Sermaye piyasaları çok gelişmiş de biz mi kullanmıyoruz? Üretim için kullanılacak kaynak var da özellikle mi gidip dışarıdan dövizle borçlanıyoruz? Son 10 yılda çok övündüğümüz yüksek büyümede bu borçların çok önemli bir rol oynadığını unutmamalıyız. Dış borç stokundan kaynaklanan tedirginliği yaşarken son 12 yılın ilk büyük çalkantısına tanıklık etmekteyiz. Ancak 2000 öncesindeki gibi ilk rüzgarda savrulup gitmediğimizi de vurgulamak isterim. Çünkü geçmiş 12 yıldan gelen bir güven birikimi var. Hem siyasi istikrarın hem ekonomik istikrarın getirdiği güçlü bir birikim bu. Biz şu anda bu birikimi yiyerek yol alıyoruz. Bir tür sermayeden yemek gibi bir şeyden söz ediyorum. Hatta buna sermaye birikimini de ekleyebiliriz. Ama bu güven birikimine sırtımızı daha ne kadar dayayabiliriz, orası meçhul."

 

"Akkuyu, 7-8 milyar dolarlık yerli yatırım doğuracak"

 

Hükümetin bağımlılığı azaltmak adına çok önem verdiği bir çalışma olan nükleer enerjinin, özellikle doğalgazdaki dışa bağımlılığı azaltacağına dikkati çeken Bahçıvan, "Fakat bu noktada da nükleer yakıt konusunda çok ciddi bir bağımlılık yaratılmamasına ve atık yönetimi konusuna özen göstermeliyiz. Enerjiye yönelik makine ve ekipmanların ülkemizde üretimi yani bir enerji endüstrisi oluşturma konusunda ciddi eksikliklerimiz mevcut" dedi. Bahçıvan, özellikle elektrik santrallerinde kullanılan türbin ve jeneratör gibi mekanik ve elektrik aksamlarının Türkiye'de üretiminin ya olmadığını ya da çok sınırlı olduğunu söyledi.

 

Yerli üretimi teşvik etmek için kamu alımlarında yurt içinde üretilen ürünlerin tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Bahçıvan, Hükümetin yerli üretimi desteklemek için ciddi çalışmalar yaptığı bir ortamda, yeni teşvik mekanizmasında yer alan "stratejik yatırımlar" arasına enerji ile ilgili makine ve ekipmanın alınmamasının dışa bağımlılığı azaltma çabalarının etkisini düşürdüğünü belirtti.

 

Kurulacak nükleer enerji santrallerinde kullanılacak yerli ürünlerin Türkiye için çok ciddi fırsatlar içerdiğine değinen Bahçıvan, şunları kaydetti:

"Devletin bu tür büyük yatırımları, teknolojik bir sanayi gücü oluşturmaya katkı yapacaktır. Güney Kore'nin bundan 20 yıl önce sadece yüzde 2'lik bir payla başladığı nükleer enerji yolculuğunun bugün gelmiş olduğu nokta bize örnek olmalıdır. Örneğin, Akkuyu'da kurulacak ve maliyeti 20 milyar dolar olacak olan ilk nükleer santralimizde, Hükümetimizin hesaplarına göre yerli sanayimize, inşaat firmalarına ve diğer birçok sektöre yönelik 7-8 milyar dolarlık bir yatırım imkanı doğacaktır.

 

Enerji alanında son 30 yıldır özel sektörün ciddi yatırımları oldu. Bunun en önemli sebebi elektrik üretimine yönelik cezbedici teşviklerin uygulanmasıydı. Sanayinin imalat süreci içerisinde doğalgaz ve elektriğin kesintisiz, kaliteli ve uygun maliyetli olarak temini rekabet gücü açısından büyük önem taşıyor."

 

"Enerji konusunda proaktif olacağız"


Türkiye'nin OECD içinde elektrik dağıtımında teknik ve ticari kayıp oranının oldukça yüksek olduğu ülkelerden birisi olduğuna değinen Bahçıvan, enerji maliyetlerinin iyileştirilmesi çerçevesinde kayıp ve kaçakların önlenmesi amacıyla elektrik enerjisinde dağıtımın özelleştirilmesinin önemli olduğunu anlattı.

 

Bahçıvan, elektrik üretimine yönelik olarak evrak fazlalığı ve izin süreçlerinin uzunluğu ile lisanslama mekanizmasında, özellikle de şirket devirlerinde yatırımcıların yaşadığı birtakım sıkıntıların giderilmesinin gerekliliğini ve bu şekilde yerli-yabancı yatırımcıların da sektöre daha fazla ilgi duyacağını vurguladı.

 

Bahçıvan, sanayiciler olarak, bundan böyle sanayiyi yakından ilgilendiren enerji konusunda daha proaktif olmayı arzu ettiklerini de sözlerine ekledi.


 

Kolombiya Üniversitesi  Yer Bilimleri Enstitüsü Başkanı Jeffrey D. Sachs:

 

Rusya, dünyada var olan iklim değişikliği sorununu nükleer enerjiyle çözebilir.” 

 

Rusya gaz ve nükleer enerji ihracatını artırarak ve buna karşılık bir diğer enerji kaynağı olan kömürün kullanımına son vererek iklim değişikliği sorununu çözebilir. Bu anlamda Rusya doğal gaz ve nükleer teknolojileri büyük ölçeklerde ihraç ederek, dünyada önemli bir rol oynayacaktır.   Ancak dünya üzerinde iklim stabilizasyonunun sağlanması için Çin ve ABD’nin aynı doğrultuda çalışması gerekmektedir. Kömür dünyanın en ciddi sorunu iken, nükleer enerji ve doğal gaz bu sorunun çözümü olmaktadır. Rusya’nın elinde iki önemli unsurun bulunuyor. Rusya, iklim stabilizasyonu ve sürdürülebilir enerji sistemleri anlamında dünya üzerinde yapıcı rol alacaktır.  Rusya uzay, havacılık, hızlı tren yolu, nükleer enerji, robot teknolojileri ve ağır makina sanayi anlamında da dünya lideri olabilir. Rusya bu sektörlerin yanı sıra, kaynak bazlı sektörlerde de aynı ivmeyi yakalarsa, sonuca ulaşılması için hiçbir engel kalmayacaktır.

 

Rusya, bugün enerji ve uzay anlamında dünya liderine dönüşmektedir. Rusya’da ülkeyi önemli gelişmelere ve yeni gelişme düzeyine ulaştıracak yeni perspektifler oluşmaktadır.


 

Köşe yazarı Bülent Erandaç

2023 hedeflerine ulaşmak için en titiz çalışmaların ENERJİ alanında olduğunu biliyoruz. IMF prangasından kurtulan Ankara, 'ekonomik bağımsızlığın' tadını çıkararak, dünyanın istediği ülkesinde istediği şirketlerle görüşmeler yapabiliyor. Çekinmeden anlaşmaya varabiliyor. Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın, petrol ve gaz imkânları kısıtlı Türkiye'nin, 2023 yılında dünyanın onuncu ekonomisi olmasında anahtar rol oynayan, enerji temini konusunda gösterdiği büyük çabanın bugün farkında olmasak bile, gelecekte ne kadar hayati olduğunu daha iyi anlayacağız. Son dönemin en güncel konularından biri hiç kuşkusuz nükleer enerji ve bunu sağlayan nükleer santraller. İşadamı Nihat Özdemir son yılların en başarılı stratejik kararlar alabilen ve çok yönlü bir insan. Bir süre önce, Elektrik Dağıtıcıları Derneği (EL-DER) Başkanı oldu. İstanbul havalimanı ihalesini de kazanan Limak Holding'in patronu Nihat Özdemir'in Türkiye'nin hayati bir alanında da yapacağı çalışmaları dikkatle takip edeceğiz, Özdemir'in yaptığı bir açıklamaya dikkati çekmek istiyorum: 2023 yılında 500 milyar kWh'lık elektrik tüketimi hedefleniyor ve bu gerçekleşecek. Elektrik üretiminde nükleerin yüzde 25 pay alacak. Akkuyu ve Sinop nükleer santralleri devreye girerse, yüzde 25'i oradan gelir. Yüzde 25'i rüzgâr, güneş, jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklardan sağlanacaktır. Doğalgazın payı da yüzde 25'e geriler, kalan yüzde 25'lik kısım ise kömürden üretilir... ABD'de 104, Fransa'da 58, Japonya'da 54, Rusya'da 32, Güney Kore'de 20, Almanya'da 17, Ukrayna'da 15, Çin'de 12 adet nükleer santral bulunuyor. Türkiye ekonomisinin büyümesiyle enerji talebi daha da artacak ve bu büyümenin yakıtı enerji sektörü olacağı için, Akkuyu ve Sinop santrallarına paralel 3. santralında çalışmaları hızla sürdürülüyor. Çin ve Güney Kore şimdiden, yakından ilgileniyor.

 

Yer Seçimi Titizliği


Atom Enerji Kurumu’nca, yer tespiti ile ilgili Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri ağırlıklı olmak üzere 8 ilde nükleer santral yapımı ön etütleri gerçekleştirildi. Daha önce, Kırklareli-İğneada, Ankara-Nallıhan (Sarıyar Barajı yanında), Beyşehir-Seydişehir, Akçakoca-Ereğli, Ankara-Kırıkkale (rafineri yakınlarında) yerleri belirlenmişti. Depremsellik, güvenlik, çevre, nüfus, su kaynaklarına erişebilirlik gibi 43 kriteri gözeterek yapılan etütler sonucunda, Karadeniz, Akdeniz ve Trakya bölgelerinde öncelikli etütler yapılıyor. Nihat Özdemir, kaçak elektrikle ilgili de dikkati çeken bir not verdi: Bugün, Van gölü ve Dicle bölgeleri hariç, Türkiye'de elektrikteki kayıp-kaçak oranı yüzde 10'un altına indirilerek, Avrupa ortalamalarının gerisine çekildi. 2010 yılı sonunda yüzde 17 olan genel kayıp kaçak oranı ise dağıtım 2012 sonu itibariyle 4 puan düşürülerek yüzde 13'e düştü. Kayıp kaçaktaki bu azalmayla Türkiye 10 milyar kWh’lık elektrik kazancı sağladı. Bu sayede zaten çok yüksek olan tüketim artışının daha da yükselmesinin önüne geçildi. Bunun TL olarak karşılığı ise yaklaşık 2 milyar...


 

IEA Başekonomisti Fatih Birol Küresel Enerji Piyasalarını Değerlendirdi

 

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başekonomisti Fatih Birol, konuk olduğu toplantıda dünya enerji gündemini değerlendirerek, Türkiye'nin enerji alanında mevcut ve gelecek konumuna yönelik çeşitli tespitlerde bulundu. Anadolu Ajansı'nın (AA) Finans Haberleri Terminali'nin canlı toplantılar dizisi AA Finans Masasına konuk olan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başekonomisti Dr. Fatih Birol, enerji borsasının Türkiye'de özellikle de İstanbul'da kurulması gerektiğini belirterek, enerji borsasının Türkiye'ye çok büyük katkısının olacağını söyledi. Birol, enerji borsasının Türkiye'nin enerji yatırımları için ciddi bir kaldıraç vazifesi göreceğini vurgulayarak, Türkiye'nin yaklaşık 45 bin megavat yeni enerji üretmesi gerektiğini söyledi. Mevcut olan 65 bin megavatla Türkiye'nin 2023'te 100 bin megavata ulaşarak, enerji konusunda Avrupa'da ilk 5'e gireceğini ifade eden Birol, şöyle konuştu: "Bunun için yatırımlara ihtiyaç var. Her yıl 10 milyar dolara yakın yatırım yapılması gerekiyor. Bu yatırımlarda özel sektörün önemli bir rol oynaması gerekiyor. Bunun için de bankalardan kredi almak çok önemli. Enerji borsası en önemli faydası yatırımlar konusunda bir fikir vermesidir. Referans bir fiyat oluşturacak. Bu da projelerin finansmanı kolaylaştıracak ve yatırımların gelmesini sağlayacak. Enerji borsası aynı zamanda rekabeti artırarak elektriği daha ucuz kullanmaya neden olacak. Ayrıca piyasalardaki şeffaflığı artıracak. Yani referans fiyatların belirlenmesi, rekabetin ve şeffaflığın artması önemli kazanımlardır." Birol, bölgedeki ülkelerin de elektrik konusunda önemli yatırımlar yapmak zorunda olduğuna dikkati çekerek, "Türkiye'deki enerji borsası belli bir olgunluk kazandığı zaman çevredeki ülkeler de bu borsanın ortağı olabilirler. Mesela Irak'ta 10 yıl için 40 bin megavatlık elektrik santrali kurulmak zorunda. İlerde daha bir çok ülke bu borsaya dahil olabilir. Bu bakımdan enerji borsasının son derece önemli bir adım olduğunu düşünüyorum" dedi. "Normal büyümeye geçince enerji ithalatı baş ağrıtacak"

 

Enerji ithalatında son dönemde yaşanan düşüşe de değinen Birol, "Bu durum, Türkiye'nin ekonomisindeki büyümenin yavaşlaması ve Avrupa'nın ekonomik anlamda zor günlerden geçmesi ve petrol fiyatlarında nispi bir düşüş olmasından kaynaklanıyor. Türkiye ekonomisi normal büyüme hızına geçtiği zaman önümüzdeki 5-6 yıl içinde 65-70 milyar dolarlık bir enerji faturası olacağını düşünüyorum. Bu enerji faturası da Türkiye için ciddi bir baş ağrısı olacak, eğer bu konuda önlemler almazsak. Türkiye'nin enerji konusunda atacağı adımlar Türkiye ekonomisinin kaderini ciddi olarak belirleyecek" diye konuştu.

 

"Nükleerde daha ciddi adımlar bekliyorum"


Birol, Türkiye'nin nükleer enerji konusunda çok geç adım attığını ifade ederek, şunları kaydetti: "Türkiye ve bir çok ülkenin ekonomik kaderini enerji maliyetleri belirleyecek. Nükleer enerjiden elde edilecek elektrik birim fiyatı uzun dönemde diğer alternatiflere göre daha ucuz. Türkiye'nin kendi ürettiği bir elektrik olacak. Türkiye'deki enerji çeşitliliğinin artması özellikle doğal gaza olan bağımlığının azaltılması konusunda Türkiye'nin nükleerde daha ciddi adımlar atmasını bekliyorum. Türkiye'deki toplam elektrik üretiminin yüzde 15-20'sinin uzun vadede nükleerden gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Nükleer konusunda Türkiye'nin yaptığı anlaşmalar son derece doğru. 3'üncü nükleer santralin kurulması Türkiye'nin arz güvenliği açısından elzemdir."

 

Enerji yatırımları konusunda kamunun da önemli teşvikler vermesi gerektiğini dile getiren Birol, "Hidroelektrik santrallerinin potansiyelinin tamamının kullanılması gerekir. Bunun kullanılmaması Türkiye'ye vurulacak bir darbedir. Rüzgar ve güneş enerjisinde çok büyük potansiyelimiz var ama burada fizibilitesi olan projelere öncelik vermemiz lazım. İspanya su enerjisine verdiği destekte çok büyük kesinti yaptı. Çünkü astarı yüzünden pahalıya geldi. Hükümetin bütçesinde kara delikler oluştu. O yüzden hangi projenin desteklendiği çok önemli" şeklinde konuştu.


 

Hindistan Enerji ve Kaynaklar Enstitüsü (TERI) onur üyesi ve Hindistan Başbakanlığı İklim Değişiklikleri Kurulu üyesi Prodipto Ghosh.


Prodipto Ghosh, nükleer enerjinin diğer doğal kaynakların kullanıldığı enerji üretimine kıyasla daha güvenli olduğunu dile getirdi. Ghosh,  “Bir bilim adamı olarak, nükleer enerjinin 60 yıllık bir tarihe sahip olduğunu söyleyebilirim. Günümüzde NGS’den kaynaklanan riskleri kömür, gaz ve petrol gibi diğer enerji kaynaklarının riskleri ile rahatlıkla karşılaştırabiliyoruz. Çevreye ve insan sağlığına verilen zarar ile çalışılan toplam süre göz önünde bulundurulduğunda, nükleer kaynaklı enerji üretimi  daha güvenlidir. Nükleer sektörde daha az kaza meydana gelmiş ve bu kazalar çok daha az ölüme neden olmuştur. Bu bilgiler dünya istatistiklerinin gösterdiği bilgilerdir” şeklinde konuştu. Eksper, her yıl kömür madenlerinde yüzlerce kişinin ve bu yakıtın kullanılmasından kaynaklanan hava kirliliği nedeniyle yine her yıl binlerce kişini hayatını kaybettiğinin altını çizdi.

 

Prodipto Ghosh konuşmasına, “Kesinlikle barışçıl nükleer enerji güvenlidir. Nükleer enerjinin çok büyük avantajları vardır. Örneğin, nükleer enerjinin geliştirilmesinin, birçok ülkenin çevre kirliliği ile ilgili sorunlarının çözümü, ucuz enerji üretimi, tıpta kullanılması ve ekonomik istikrarın sağlanması gibi katkıları vardır. NGS’nin çevreye direkt olumsuz etkisi bulunmamaktadır. Sera gazı emisyonu söz konusu değildir. Nükleer enerji, petrol ve  gaz kullanılmasında olduğu gibi geniş çaplı maden arama işletme çalışmaları gerektirmemektedir” sözleri ile devam etti.

 

Nükleer enerji sektöründe kullanılan teknoloji sürekli geliştirilmektedir 


Bilim adamı, “Tabi, nükleer enerji deyince aklına nükleer silah, Fukuşima ve Çernobil kazalarını getirenler de var. Bu durum medyanın insanlar üzerinde olumsuz etkisinden kaynaklanmaktadır. Dünya nükleer sektörü gereken dersi çıkarmıştır. Nükleer güç santralleri gün geçtikçe daha güvenli hale getirilmektedirler” şeklinde konuştu.

 

Prodipto Ghosh, Hindistan Çevre ve Orman Bakanlığı sekreteri görevi yapmıştır. Hindistan, gelişmekte olan ülkeler arasında nükleer enerjiyi barışçıl amaçla kullanan ilk ülkelerdendir. Devlet olarak nükleer projelerine çok önem verilmiştir.  İlk NGS Tarapur’da (Maharaştra Eyaleti) inşa edilmiş ve 1969 yılında işletmeye alınmıştır.


   

Nükleer Güvenlik Zirvesi organizatörü Büyükelçi Piet de Klerk : "En büyük çaplı nükleer program Rusya'da"

 

50'den fazla Devlet Başkanı nükleer güvenlik ve terörle mücadele konularını konuşmak için 2014 yılı Mart ayında Lahey'de bir araya gelecek. Zirve gündemi ve büyük nükleer güç sahibi Rusya'nın rolü hakkında, zirvenin organizatörü olan Hollanda adına Büyükelçi Piet de Klerk konuştu.


Soru: Fukuşima dersi tartışılacak mı ve önerilerde bulunulacak mı?


Cevap:
Bu soru iki tür nükleer güvenlik arasındaki farklılığı vurgulamak için fırsat vermesi nedeni ile güzel bir soru. Bu farklılık açıkça İngilizce’de görülmektedir. Nükleer güvenlik, nükleer tesislerdeki çeşitli kazalara yönelik olarak vardır. Her türlü kötü niyetli hareket ve eylem ile ilgili olarak ama özellikle nükleer tesisleri ve nükleer malzemeleri kullanan terörist saldırılar ile ilgili daha geniş ve anlamı büyük bir nükleer güvenlik vardır. Fukuşima’daki gibi nükleer güvenliğin teknik yönlerini ele almayacağımızı ama nükleer güvenlik, teknik güvenlik ve fiziksel güvenlik arasındaki karşılıklı bağlantıları inceleyeceğimizi söyleyebiliriz. Nükleer maddelerin korunmasının sağlanması, devlet kurumları ve nükleer sanayi temsilcileri arasındaki işbirliği düzeyinin artırılması, çeşitli yasal araçlar ve sözleşmelerin daha etkili kullanımı ve bunlar gibi konulara bağlı diğer amaçlar için yapılan çabalar çalışmalarımızda önemli bir yer tutacaktır. Nükleer güvenlik ve nükleer maddelerin korunması konularındaki uzmanların eğitimi ve hazırlığı çok önemlidir.

 

Rusya'ya 12 kişilik üst düzey uzman grubu ve Hollanda devlet kurumlarının temsilcileri geldi. Biz, nükleer güvenlik hakkındaki üçüncü zirvenin hazırlanması ile ilgili önemli noktaları Rus meslektaşlarımız ile görüştük. Rusya, en iddialı nükleer programlardan birine sahiptir. Hatta bu programa belki de en büyüğü diyebiliriz. Rusya dünyada nükleer güvenlik alanındaki en önemli oyuncularından biridir.

 

Soru: Avrupa ülkelerinden hangileri dünya çapında nükleer güvenlik için en büyük katkıyı sağlamaktadır?

 

Cevap: Sadece Avrupa ülkeleri değil, diğer bölgelerdeki ülkeler de sıcak gündem konularının zirve gündemine dahil edilmesine çalışarak, yaklaşan zirve için hazırlık çalışmalarında aktif rol oynamaktadır. Örneğin İngiltere aktif olarak bilgi güvenliği ile ilgili konuların tartışılmasından yanadır. Önemli olan tek tek bazı ülkelerin rolünü vurgulamak değil, nükleer güvenlik alanında uluslararası işbirliğinin bize, birbirimizden öğrenmek ve karşılıklı değerlendirme sağlamak için fırsat verdiğinin farkında olmamızdır. Biz, farklı ülkelerde mevcut nükleer güvenlik sistemlerinin değerlendirilmesinin aktif olarak kullanılmasından yanayız. Bu, Viyana'da UAEA himayesinde yapılan çalışmalarla aynı şeydir. UAEA hizmetlerinin aktif bir şekilde kullanılmasını desteklemekteyiz. Karşılıklı alışveriş ve karşılıklı değerlendirme sırasında, mevcut sistemlerin geliştirilmesi fırsatını elde edebiliriz.


 

Birleşik Arap Emirlikleri Enerji Bakanı Suhail Al Mazroi 


Nükleer enerjinin uluslararası enerji sektöründe önemli bir rol almaya devam edeceği aşikardır. Nükleer enerji güvenilir, çevresel açıdan temiz ve rekabet edebilen bir enerji kaynağıdır.  Ülkemiz, ulusal nükleer enerji programının faal olarak geliştirilmesi konusunda karar almış bulunmaktadır. Bizler, UAEA’nın (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) gerekleri doğrultusunda nükleer enerji programının ve gereken alt yapının geliştirilmesi yönünde önemli adımlar attık.  Söz konusu adımlar, yeni mevzuatın yürürlüğe konması, nükleer enerji konusunda uzman bağımsız düzenleyici kuruluşların oluşturulma çalışmalarını kapsamaktadır. Aynı zamanda, BAE’nin nükleer enerji sektörünü düzenleyen kuruluşu olan FANR da Fukuşima kazasından çıkan dersleri dikkate almaktadır. 

    

2012 yılının sonunda Birleşik Arap Emirlikleri Rusya ile nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımı konusunda anlaşma imzaladı. Bu anlaşma, nükleer enerji alanında yapılan işbirliği çerçevesine dahil olan dokuz anlaşmadan biri olmaktadır. İşbirliğimiz yakıt üretimi ve diğer ileri teknoloji konularını da kapsamaktadır.  Anlaşma çerçevesinde nükleer yakıt tedariki için 1.8 milyar ABD doları tutarında bir sözleşme imzaladığımızı büyük memnuniyetle vurgulamak isterim.  

 

Önümüzdeki yıllarda BAE dört adet nükleer enerji ünitesini inşa etmeyi planlamaktadır. Ülke politikamız enerji kaynaklarını çeşitlendirmeyi hedeflemektedir. BAE dünyanın önde gelen petrol üretici ve tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra, gaz ihracatıyla da uğraşmakta ve bu ihracatı artırmayı planlamaktadır.  Bu nedenle ülkemiz faal olarak alternatif enerji kaynaklarının yanı sıra, çevresel açıdan temiz ve yenilenebilir enerji türlerini de araştırmaktadır.  BAE’de enerji talebi düzenli olarak artmaktadır. Önümüzde iki seçenek vardı. Ülkemizin enerji talebini ihraç ettiğimiz doğal gazla karşılamamız ya da dünyanın önde gelen ülkelerinde sağlam bir şekilde gelişmekte olan diğer enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekmekteydi. 

  

Nükleer enerji uzmanları, BAE’de barışçıl amaçlarla uygulanan nükleer enerji programının dünya standartları düzeyinde geliştiğinin belirtti. Bizim açımızdan bu düzey, tüm inşaat süreci ve nükleer enerji üretimi sürecinin şeffaflığının; ileri düzey nükleer ve radyasyon güvenliğini sağlayan teknik standartlara bağlılığın; ve üçüncü olarak da nükleer malzeme ve teknolojilerin kötü niyetlilerin eline geçmemesinin sağlanmasını ifade etmektedir. Fukuşima kazası, acil durumlara uluslararası düzeyde müdahale sisteminin ve nükleer enerji tesislerinde oluşan kaza durumlarında verilen yardımın geliştirilmesinin gerekli olduğunun altını çizmektedir. Nükleer enerji sektörünün yeni oyuncusu olan BAE, tesislerin inşa sürecinde kati kontrol ve azami güvenliğin sağlanması için çaba sarf etmektedir.  2020 yılında nükleer enerjinin, ülkede üretilen elektrik enerjisinin %25’ini kapsayacağını planlamaktayız.

 

Nükleer programı geliştirirken, iletişim ve halkın faal olarak karar alma sürecine katılmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz. Bu tür konularda şeffaflık, söz konusu çalışmanın uygunluğu hususunda kamuoyu görüşünün oluşması için önemli bir araç olmaktadır.  Tarafımızca sıklıkla nükleer enerji konusunda halka açık forumlar düzenlenmekte ve bu tür etkinliklere paydaşlar da katılmaktadır.  BAE çapında vatandaşlarımızın bu konuda bilgi düzeyinin artırılması amacıyla olabildiğince çok etkinlik düzenlemekteyiz. Nükleer enerjiye duyulan ilgi, vatandaşlarımıza eğitim programları aracılığıyla aşılanmaktadır.


 

Ekonomik ve Dış Politika Araştırma Merkezi Başkanı, Sinan Ülgen:


2021-2036 yılları arasında Türkiye ortalama 12.34 sentten elektriği satın alacak. Böyle olduğu için de nükleere yönelik maliyet artışlarından Türk tüketicisinin etkilenmesi söz konusu olmayacak.

 

Alternatif enerji kaynaklarının bu kadar uzun vadeli maliyetinin ne olacağını hesaplamak mümkün değil. Kaya gazının yaygınlaşmasıyla orta vadede gaz fiyatlarında aşağı doğru baskı olacak ama bugünden 2025-2030'daki dogalgaz fiyatlarını kestirmek mümkün değil. Doğalgaz maliyetleri nükleerin altına düşebilir ama tersi de olabilir. Elektrik talebi yüzde 6.5 gibi artan bir ülkeyiz. Elektrik üretim kapasitesinin 10 yılda ikiye katlanması demek. Ülkedeki yöneticilerin bu soruna bir çözüm üretmeleri gerekiyor.

 

Doğalgaz ve petrol fiyat projeksiyonlarının hiçbir kesinliği yok. Bunu bugün biliyor olsanız, "Yatırımları doğalgaza kaydıralım" diyebilirsiniz. O zaman da doğalgazın nereden alınacağı gibi soru işaretleri ortaya çıkar. Bugün bu kararı verecek elde yeterince veri yok.

 

Nükleere geçişi emniyetli ve güvenli biçimde yapabilirseniz, nükleer teknolojinizi ilerletip, daha fazla kapasite ekleyebilirsiniz. Bunun en güzel örneği Fransa. Ancak başka ülkelerde bu konudaki kararlar çok daha geniş bir istişare ile veriliyor.


 

Nükleer Teknoloji Bilgi Platformu Koordinatörü, Adil Buyan:


Her yedi yılda bir Türkiye'nin enerji tüketimi ikiye katlanıyor. Türkiye'nin enerji ihtiyacı var çünkü sanayileşiyor. Avrupa'nın neden yok? Çünkü sanayileşmiş. Yıllık ortalama 3 bin 500 MW kapasitesinde santral yapmamız lazım. Buna rüzgâr ve güneşi dahil etmiyoruz. Onlar zaten yapılsın, Güneş ve rüzgâr tartışmalarına kızıyorum. Bunlar tartışılmadan yapılması gerekenler.

 

8.2 milyar dolarlık doğalgazdan elde ettiğiniz elektriğin aynısını nükleer santralden elde etseniz 400 milyon dolar gidiyor. Doğalgaz fiyatının kaya gazından dolayı düşeceği konusunda kuvvetli bir delil göremiyoruz. Herkes İran, Rusya ve Azerbaycan'ın kucağına oturmuş durumda. Bugün amortisman hariç nükleerdeki elektriğin maliyeti 1 sent. Üzerine 7 sent daha koyarsanız amortismanlı maliyeti ortaya çıkar. Ülkeler doğalgazdan dolayı taciz olmuş durumdalar. Göreceksiniz Almanya da dönecek. Hiçbirinin kurtuluşu yok. Türkiye ucuz elektriği nasıl elde edecek de verecek?

 

Dış ticaret açığı işte ortada. Enerji fiyatlarının düşmesi konusunda da ihtiyatlı yaklaşmak lazım. Dogalgaz fiyatları yarıya inse bile nükleerin yarısına yaklaşamaz. Nükleerde çok geç kaldık. Nükleerin ekonomik, sosyal, uluslararası boyutunda onlarca parametre var; Türkiye'nin sanayide atlayacağı son basamak.


  

Hacettepe Üniversitesi öğretim Üyesi, Ayhan Yılmazer:


Yenilenebilir enerji santralları baz yüklü değil, sürekli elektrik elde edemiyorsunuz. Yerel kaynaklarımızın yeterli olduğunu savunamayız. Doğalgaz fiyatları ise çok istikrarsız ve çok yüksek, bu nedenle güvenilir veya sürekli kullanılabilir bir enerji kaynağı olarak düşünülmemeli. Nükleer enerji gerekli gibi gözüküyor.    

 

Nükleer pahalı bir seçenek olabilir, uygun bir seçenek de olabilir. Karşı taraf alım garantisi isteyecektir çünkü tüm sermayeyi onlar koyuyor ve onlar işletecek. Dünyadaki örneklerde kamu ve özel sektör birlikte hareket edip, riskleri paylaşıyor. Türkiye daha artmadığı için başka önceki ihalelerden bir sonuç alamadığı için bu yola başvurdu.    

  

Gelişmiş ülkeler, tüketimleri bizim gibi artmadığı için başka kaynaklarla iyi kötü idare edip, vazgeçebiliyorlar. Nükleer santral inşa eden firmalar için bizim gibi ülkeler iyi bir pazar olacağı için, ekonomik olarak avantaj sağlayabilir.


  

Mihail Margelov, Rusya Federasyon Devlet Meclisi Federal Konseyi Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı
“Bu konuda Rusya ile Türkiye arasındaki müzakerelerin kolay olmadığı ancak başarılı olduğu, TBMM tarafından Anlaşma’nın onaylandığı, dünyaca tanınmış ve bilinen firmaların bu ihaleye katılmış olması ancak bu firmalar arasından Türkiye’nin Rus Projesini tercih etmesi, Rusya için bu ihaleyi kazanmasının ciddi bir başarı olduğu,. bu durum Nükleer Sektörde Rusya’nın pozisyonunun güçlü olduğunu gösterdiğini” ifade etmiştir.

Ayrıca belirtmek isterim ki bu Proje, Türkiye için de çok büyük önem taşımaktadır. Türkiye, kendi barışçıl nükleer programını başlatma fırsatını bulacak. Türkiye, şu an enerji kaynaklarının temininde dışa çok bağımlıdır. Süphesiz NGS’nin inşası, bu sorunu çözecektir. Ülkelerimizin ileride birbirlerine yakınlaşmasında bu yatırım daha güçlü temel oluşturulacaktır. Rusya ve Türkiye arasında yakın ekonomik ilişkiler kurulmuş ve AKKUYU Projesi bu ilişkilerin daha da güçlenmesine sebeb olacaktır.

 


 

Nikolay Kosarev, Rusya Federasyon Devlet Meclisi Federal Konseyi Tabii Kaynaklar ve Çevre Koruma Komitesi Başkan Yardımcısı, Devlet Meclisi Federal Konseyi Doğal Tekel Komisyonu Üyesi“Rosatom’un dış pazarlardaki faaliyeti yanısıra, ülke içi makine üretim sanayisi için ek siparişler almaktadır. Şu an ek siparişlerin alınması çok önemlidir, çünkü ülke içi ek enerji üretim tesislerinin inşa programı, elektriğe olan taleplerin azalmasından dolayı revize edilmiştir. Bu durumda yabancı siparişlerin alınması ve uygulanması çok önemlidir. Bu anlamda, Türkiye'den alınan sipariş tam zamanında olmuştur".

“Türkiye’de gerçekleştirilecek Proje’nin, Rusya Nükleer Sektörü için önemi, Rusya makine üretim fabrikalarına verilen şiparişler ile sınırlı olmayacaktır. Kanımca, bu Proje’nin önemi daha da büyüktür; eğer AKKUYU NGS’nin inşaatı başarı ile tamamlanırsa, bu durumda Rusya Nükleer Sektörü yurtdışı piyasa pazarında yer alacak ve Rusya, nükleer teknolojisinin ileri seviyede olduğunu bir daha kanıtlayacaktır. Bundan dolayı yeni uzun vadeli perspektif sözleşmelerinin imzalanmasına yol açılabileceğini düşündüğünü ifade etmiştir”. 

Ayrıntılar


 

Igor Igoşin, Rusya Federasyonu Devlet Meclisi Milletvekili, Bilim ve Yüksek Teknoloji Komitesi Başkan Yardımcısıı
“Bu Proje, Rus-Türk ilişkilerinin daha da geliştirilmesini teşvik edecektir ve Rusya'nın Asya’da ve Balkanlar’da prestijini arttıracaktır. Bu, elbette, "nükleeer varlığımızın” coğrafi genişlemesi demektir." Nükleer güç santralinin inşası ve işletilmesi, zaten uzun vadeli ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliğini göstermektedir ve bu işbirliği ayrıca  santralın işletilmesi, nükleer yakıt temini vs konularda devam edeceğini düşündüğünü” ifade etmiştir.

Şunu da belirtmek isterim ki; Türkiye, Avrupa Birliği ile ekonomik ilişkilerde bağlı olmasına rağmen yine de Rus şirketini tercih etmiştir. Bilindiği kadarıyla, bu NGS Projesi haricinde yakın zamanlarda Turkiye’de inşa edilmesi düşünülen diğer nükleer projeler de vardır. Bu demektir ki eğer bu anlaşma başarılı şeklinde gerçekleştirilecek olursa sonraki anlaşmaların da gündeme gelebileceği  kanısında olduğunu ve çok önemli olduğunu da belirtmiştir.

“Bizim için, bu Proje, yerli üreticilere ek şiparişlerin verileceği ihtimalinin olmasından dolayı da çok önemlidir. Tabii ki, yeni nükleer santraller ülkemizde de inşa edilmekte, ancak yurtdışından gelecek siparişler gereksiz olmayacaktır. Şu an Rusya nükleer sektörü; Hindistan, Çin başta olmak üzere birçok ülkede faaliyet göstermektedir. Vietnam’da NGS inşaatı planlanmaktadır. Yeni güç üniteleri inşaatı ile ilgili Ukrayna ile bir anlaşma yapılmıştır. Tüm bunlar, Rusya makine üreticileri ve ilgili diğer sektörlerin desteklenmesi için olumlu ortam olacağını zannettiğini” ifade etmiştir. "


 

Denis Demin, Yatırım Şirketi "Lenmontajstroy" Genel Müdür Yardımcısı
"Nükleer sanayi pahalı bir endüstridir ve ticari işletilmesi sadece maliyetleri karşılamaktan ziyade gelişimini de sağlamalıdır. Nükleer güç üniteleri inşaatı dünya çapında gelişmektedir; daha önce benzer bir deneyimi olmayan ülkeler de buna başlamaktadır - böylece JSC Atomstroyeksport başta olmak üzere bu sektördeki ileri gelen şirketler için yeni pazarlar açılmaktadır. Türkiye toplam üç farklı sahada nükleer santral inşa ettirmeyi planlamaktadır. Rosatom, ilk NGS inşaatına katıldığı için diğer projelere de teklif verebilecektir.

Türkiye, bu konuda ortağını seçerken ilk önce ekonomik çıkarlarını göz önüne aldığı açıkça görülmektedir. JSC Atomstroyeksport’un küresel pazarda rekabet gücünün  yüksek olduğu ve Türkiye ile AB arasında yakın politik ilişkilerin mevcut olmasına rağmen, Rus şirketi bu ülkenin pazarına girmiştir. Tabii ki, nükleer sanayide işbirliğinin olması, istikrarlı siyasi ilişkileri gerektirir ve siyasi bağlantıların zayıflaması, nükleer sektördeki işbirliği için tehdit oluşturur.

Bulgaristan hükümeti son zamanlarda Belen NGS inşaatının tamamlanması konusunda belirsiz bir durumdadır. Bulgaristan ve Türkiye'deki enerji projelerini birbiriyle ilişkilendirmek doğru değildir: Türkiye, 2000'li yılların başından itibaren ülkesinde nükleer tesislerin kurulmasını planlamış, ve Akkuyu'da NGS inşaatı için 2008 yılında ihaleye çıkmıştır. Ayrıca bu iki ülke yakın gelecekte bölgenin enerji merkezleri rolünü oynayacak ve bu durum öncelikle doğal gaz ve petrol altyapısının gelişmesine bağlı olacaktır”.


 

Sergey Beyden, Yatırım-Finansman Konseyi “Metropol” Elektrik Enerji Sektörü Analisti
“Elbette, coğrafi genişleme her zaman iyidir. Şu an uluslararası pazarda nükleer enerji tesislerinin inşaatı ve buna bağlı enerji üretim sektöründe Rusya, Batı Avrupa, ABD ve Japonya arasında ciddi bir rekabet mevcuttur. Türkiye, tabii ki, büyük bir ilgi odağıdır. Buna ilaveten anladığım kadarıyla, elektrik alım fiyatları, daha önce öne sürülen koşullar ile karşılaştırıldığında belirli ölçüde revize edilmiş ve bundan dolayı bu Proje’ye olan yatırım daha ilgi çeker olmuştur. JSC Inter RAO’nun Türkiye'de varlığını sürdürdüğünü izlemekteyiz. Böylece Türkiye hem ihracat açısından hem de ortak enerji çıkarları açısından ilgimiz içerisinde bulunmaktadır. Bu nedenle Türkiye pazarında olmamız mantıklı ve ilgi çekicidir”.

Bulgaristan’da çok ilginç bir nükleer güç santralı projesi vardır. Örneğin planladığımız ve bir şeklinde ENEL”in ilgisini çeken Baltiyskaya NGS, ağırlıklı olarak dış pazarlara hedefli olacaktır. Bulgaristan ve Türkiye dahil olmak üzere Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ve Rusya sınırları boyunca bulunan tüm komşu Doğu ve Güney Avrupa bölgesinin bir şekilde bütünleşme-birlikte olma stratejisinin kapsamına girmektedir. Bu stratejinin amacı, bu ülkelere hem nükleer enerji sektörünü hem de elektrik ithalatı / ihracatı olasılıklarının oluşmasını sağlamaktır. Bu yüzden Bulgaristan ve Türkiye’deki Proje’leri birbirlerine parallel olarak devam etmesini düşünüyorum ancak Bulgaristan bu sorunu uzatmış ve bu NGS’ in inşa edilip edilmeyeceği tartışması ortada çıkmıştır.


 

Yevgeniy Şago, Yatırım Şirketi Analisti
Uluslararası pazara girişimizden dolayı, 90'lı ve 2000'li yıllarda sipariş eksikliği nedeni ile üretimi durdurulan ve kısmen kapatılan ulusal nükleer makine üretim sanayisini geliştirebileceğiz. Sovyetler Birliği döneminde ulusal nükleer sanayi yılda 5 reaktörden fazla üretebilirken şu an bu fabrika – İjorskiye zavodı – yılda yalnızca bir reaktör üretmekte, modernizasyonu yapıldıktan sonra ise iki reaktör üretebilecektir. Ayrıca  ihracat, teknolojinin gelişmesine yol açacak, yabancı müşteriler, yerli müşterilerden farklı olarak, modern teknoloji çözümlerini talep ederek ekipman modernizasyonunun yaptırılmasını ve en azından Fransa ve Japonya’daki makine sanayisinin düzeyine eşit olmasını talep ve teşvik edeceğini, bundan dolayı gelecekte bu durum hem dış hem de iç teslimatlara yansıyacaktır. Aynı zamanda, unutulmamalıdır ki, yurtdışında kurulacak nükleer güç santallerinin inşaatı, gelecekte Rus malı nükleer yakıt talebini de artıracaktır.

Türkiye’de kurulacak nükleer güç santrali, aslında ihracat için değil, Türkiye’nin ülke içi gereksinimlerini karşılamak için düşünülmüştür. Bu santralda üretilecek elektrik, Türkiye enerji pazarında doğal gaz santrallerinden pahalı olarak üretilen enerjinin yerine geçecek ve bu durum, Türkiye’nin hızlı ekonomik büyümesi ve tüketimin artmasını da sağlayacaktır.

 



Aleksander Ignatyuk, Yatırım Şirketi "Energokapital" Analisti
"Rosatom Holding”in uluslararası pazarda ilerlemesi, uluslararası ekonomik küreselleşme sürecinde ortak ilişkiler, pazardan uzak ve aslında "imtiyaz-tarafsızlık-baskı” formülüne dayalı politik adımlardan çok, ekonomik işbirliğine dayanarak kurulduğunu göstermektedir. Rosatom ve bağlı şirketlerin uluslararası arenada gösterdikleri politikaya gelince, şu sorunu, elbette, derinliğine incelemek gerekir. Son yıllarda uygulanmakta olan “yap-sahip ol” ihale usulü, “Rus teknoloji, elektrik makine yapım ve işletme sanayi” için geçici siparişlerin kazanılmasının yanısıra gelecekte de Rus fabrikalarının uzun vadeli siparişlerin alınmasına sebeb olacaktır. Politik adımların ekonomik ilişkileri oluşturdukları gibi, ayni şekilde de başarılı ekonomik işbirliği politik etkileşimin liberalizasyonunu oluşturmaktadır. Diğer bir deyişle, Rosatom’un uluslararası arenaya ilerlemesi, tüm Rus iş imajının yurtdışında güçlendirilmesine yardım etmektedir.”

“Bu konuda, nükleer sektörde Türk ortakları ile işbirliğini, çarpıcı bir örnek olarak değerlendirebilirim. Türkiye’nin hızla gelişen ekonomisi, yakın gelecekte Türkiye bölgenin enerji merkezi olma rolünü üstlenecek, şu an için de enerji merkezi  diyebilirim, ileride yeni sanayi ve yatırım alanlarının oluşması olasılığını da artıracaktır. Diğer taraftan, Rusya'nın yeni teknoloji tasarımcısı olarak dünyada prestijini artırması yanısıra Rusya sanayisinde etkili bir şekilde talep patlamasına ve ekonomisinin gelişmesine yardımcı olacaktır.”


 

Bruno Comby, Nükleer Enerji Çevrecileri Derneği (EFN) Başkanı

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI, NE YAZIK Kİ BÜYÜK ÜLKELERİN ENERJİ AÇIĞINI ASLA KAPATMAZ

Bu çok güzel bir hayal olurdu ama ne yazık ki gerçekleşemez. Rüzgar ve güneş, dünyada enerjinin % 85’ini sağlayan petrol, kömür, doğalgaz gibi birincil enerji kaynaklarının yerini tamamen alamaz. Rüzgar ve güneş enerjisi ancak sınırlı ölçüde enerji üretimi için kullanılabilir. Rüzgar ve güneş doğal olarak sürekli ve tek bir yerde yoğunlaşmış durumda bulunamadığı için yüksek maliyetlidir. Bulutlu, rüzgarsız günlerde yedek güç gerektirirler. Bu iki büyük eksik nedeniyle sadece yan enerji kaynakları olarak var olabilirler.

Şu anda yenilenebilir enerjinin ana kaynağı su gücüdür (HES) ve ilerde de yenilenebilir enerjinin ana kaynağı kalacaktır. Hidroelektrik enerji, çok sınırlı sayıdaki ülkelerde (örneğin Avusturya ve Yeni Zelanda) enerjinin çok tasarruflu kullanılması şartıyla, elektrik enerjisinin sağlanmasında yeterli olacaktır. Hidroelektrik enerji, ekonomik ve ekolojik açıdan uygun olan yerlerde geliştirilmelidir. Su gücü Fransa'da elektriğin yaklaşık % 15-20’sini üretir, ama maalesef İtalya’da, Almanya’da ya da İspanya'da bu oran çok daha azdır. Hidroelektrik enerjinin potansiyeli artırılamaz (çünkü yeni nehirler yaratılamaz!). Hidroelektrik enerjisi yeterli olmayan ülkeler, enerjilerini, kullanıma hazır olan (gaz, kömür, atom) güvenilir kaynaklardan sağlamalıdır. Gaz ve kömür, değerlidir ve yakıldığında kirleticidir bu nedenle kimya endüstrisinde kullanılmalıdır. Elektrik şebekelerinde gerilimin sabit olması için, sadece yeterli yedek kapasitenin var olması şartıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının sayısı artırılabilir ya da yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam enerji üretimindeki payı % 20’nin altında tutulmalıdır. Aksi takdirde, enerji sağlamak düzensizleşecek ve enerji gerilim sabitliği garanti edilemeyecektir. Almanya ve Danimarka’nın enerjisi bu duruma gelmek üzeredir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının payı yükseldiğinde, iletim hatlarının depolama ve yedekleme sistemlerinin inşasının maliyeti, kabul edilemeyecek kadar yükselmektedir. Hidroelektrik enerji, çok az sayıdaki ülkede önemli bir rol oynayabilse bile rüzgar ve güneş enerjisi sadece yan enerji kaynakları olarak kalmaya mahkumdur. Çünkü bugün için, elimizde elektriği depolamada ucuz bir yöntem bulunmamaktadır. Enerjinin depolanması alanında teknoloji gelişip, atılım olduğunda bu kural değişebilir, fakat şu anda böyle bir durum söz konusu değildir.

 

ÖNÜMÜZDEKİ BİRKAÇ ON YIL İÇERİSİNDE GENEL OLARAK SADECE İKİ ENERJİ KAYNAĞI KULLANILACAKTIR; HİDROKARBONLAR VE ATOM


CO2 emisyonunun azaltılması istenirken, nükleer enerjinin de reddedilmesinin istenmesi büyük devletler için çok hoş bir hayal olur, ama gerçekçi değildir. Önümüzdeki birkaç on yıl içerisinde genel olarak sadece iki enerji kaynağı kullanılacaktır. Bunlar da hidrokarbonlar ve atomdur. Kömür, 19. yüzyılda buharlı motorların gelişmesi ile insanlık tarihini değiştirmiştir, ama 19. yüzyılın enerjisi ve kirli bir enerji kaynağıdır.

Tabi ki bir çevreci olarak, ben enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve yenilenebilir enerji kaynaklarının makul ölçülerde gelişimini desteklemekteyim. Ben Paris dışında, tükettiği kadar enerji üreten akıllı, yeşil bir binada yaşıyorum. Yerel düzeyde çalışmalar, yeşil-inşaatlar, temiz taşımacılık (kentlerde elektrikli araçlar) yapılabilir ve bunlar büyük ölçüde elektrik arzımızı azaltacaktır. Ancak, yine de güneşin parlamadığı ve rüzgar olmadığı zamanlarda kullanılabilir bir enerji kaynağı gerekir. Burada, Paris’teki performansı ve üretkenliği yüksek akıllı evim bile, gerektiğinde güç üretemiyor (özellikle yaz aylarında güneşten enerji üretmekte, oysa ki buna en çok kış aylarında ihtiyaç duyulur). Bu nedenle, benimki gibi modern akıllı evler bile, diğer güvenilir enerji kaynakları kullanılarak (kömür, gaz veya atom) üretilmiş elektrikle beslenen şebekelere bağlı olmalıdır.

Biz şu anda petrol (ve onun küçük kardeşi olan gaz) çağında yaşıyoruz. Yarın nükleer enerji çağı olacaktır. Modern bir nükleer güç santrali, yılda 10 milyon ton kadar CO2 emisyonunu önleyebilir. Almanya kendi nükleer güç santrallerini kapatmaya başladığından bu yana, hemen hemen aynı oranda Fransa’dan (atom) ve Polonya’dan (kömür) elektrik ithalatını arttırdı. Yenilenebilir enerji kaynakları, ne yazık ki Çin, ABD, Almanya veya Rusya gibi büyük ülkelerin enerji açığını telafi edemez ve edememektedir. Biz, bize doğanın cömertçe sunduğu nükleer güce sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Bu güç, çevre açısından temiz, güvenli, ucuz, güvenilir ve bol miktardadır. Doğadaki uranyum, bugünkü su reaktörleri ve şimdiden kendilerini kanıtlamış olan geleceğin hızlı nötron reaktörleri - mesela Rusya’da kullanılan BN-800 reaktörü – için bin yıl yeterlidir (toryum ise, uranyuma nazaran üç kat daha fazladır).

İlerde güneş enerjisinin kullanımı düşünülebilir, ama şu an için güneş teknolojisi gelişmemiş bir teknolojidir ve güneş enerjisinin kullanılması için gerekli ama henüz gerçekleştirilememiş iki unsur bulunmaktadır. Bunlardan birincisi; güneş enerjisi üretim maliyetinin ve güneş güç santrallerinin inşaat maliyetinin 5 kata kadar düşürülmesinin gerekliliğidir (buna ulaşılabilir, ama uluşılamayabilir de); ikincisi ise büyük miktarda elektriğin depolanması için bir yol bulunmasının gerekliliğidir. Bu konu şu anda oldukça belirsiz ve hala somutlaştırılmamış bir konudur. Bu iki koşul yerine getirilmediği takdirde, güneş enerjisi ana enerji kaynağı değil, sadece belirli yerel veya pilot projeler için kullanılabilir bir enerji kaynağı durumundadır. Devlet desteğinin ise, bugün yapıldığı gibi güneş enerjisi kullanımının genel olarak yaygınlaştırılmasına değil, daha verimli güneş bataryalarının yapılmasına ve gelecekte enerjinin depolanması için çözümlerin bulunmasına yönelik araştırmalara verilmesi gereklidir.

Nükleer enerji, tabi ki sadece elektrik üretimi için değil, aynı zamanda büyük miktarlarda ısı üretmek ve çekme kuvveti olarak bazı görevleri yapabilmek için de yararlıdır. Kıtalararası deniz taşımacılığı için yüksek hızlı tekneler nükleer güç ile donatılabilir. Rusya’nın sivil nükleer filosu, alanında dünya lideridir ve Rusya’nın sahip olduğu buzkıran filosunu, deniz taşımacılığı alanında kullanarak diğer ülkelere örnek olmaktadır.

Enerji sektöründe temel öncelikler şunlar olmalıdır: Kirli kömür santralleri yerine nükleer güç santralleri gelmelidir. Enerji tasarruflu akıllı evler ve binalar (yeşil inşaat) inşa edilmelidir ve taşımacılıkta kullanılan bugünkü araçların (tren, araba ve kamyon) yerini çekim kuvveti için elektrik enerjisi kullanan araçlar almalıdır.

Kaynak: energy-experts.ru