Doğu Akdeniz`de Enerji Güvenliği Kongresi’nde nükleer enerji ve Akkuyu NGS Projesi masaya yatırıldı





Mersin’de gerçekleşen Uluslararası Doğu Akdeniz’de Enerji Güvenliği Kongresi’nde Nükleer Enerji özel oturumu yapıldı. Oturumda Rusatom Overseas, Akkuyu NGS A.Ş, Enerji Bakanlığı yöneticileri ve akademisyenler hazır bulundu. Rusatom Overseas Genel Müdür Danışmanı Sergey Boyarkin, “Akkuyu NGS Projesi’nde olduğu gibi deniz suyu ile soğutma, kule sisteminden daha ucuz. Soğutma kulelerine suyu pompalamak için 16 MW’lık bir güce ihtiyaç var. Bu da santral maliyetini yüzde 3 oranında artıran bir unsurdur. Çin’de Tianwan Santrali Güney Çin Denizi kıyısındadır. Ve burada su sıcaklığı Akdeniz’e göre daha yüksektir. İlk ünite 2005 yılında işletmeye alınmıştır. Bu üniteler gayet başarılı bir şekilde çalışmaktadır. Akdeniz’in su sıcaklığı soğutma için son derece yeterlidir” dedi.


Hacettepe Üniversitesi’nin Mersin’de 14-16 Aralık 2013 tarihleri arasında düzenlediği Uluslararası Doğu Akdeniz’de Enerji Güvenliği Kongresi tamamlandı. Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Yunanistan, Almanya ve Makedonya gibi dünyanın farklı ülkelerinden akademisyen, uzman ve üst düzey bürokratların yer aldığı kongrede “Nükleer Enerji” başlıklı özel bir oturum gerçekleştirildi.

 

Oturuma Rusatom Overseas  Genel Müdür Danışmanı Sergey Boyarkin, Akkuyu NGS A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Rauf Kasumov, Enerji Bakanlığı Nükleer Projeler Uygulama Dairesi Başkanı Necati Yamaç, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Üner Çolak ve Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Şebnem Udum konuşmacı olarak katıldılar.

 

Oturumda ilk sunumu Enerji Bakanlığı’ndan Necati Yamaç gerçekleştirdi. Dünyada nükleer santral işleten ülkelerden örnekler vererek gelişmiş ülkelerin bu alanda liderlik yaptığını vurguladı.

 

Türkiye’nin 2012 yılında elektrik tüketim talebinin 240 milyar kwh olduğunu, 2023’te ise bu rakamın 2 katına çıkacağını anlatan Yamaç, “Elektrik tüketimi yıllık yüzde 7 civarında artıyor. Bu açıdan Türkiye dünyada Çin’den sonra geliyor. Türkiye enerjide yüzde 72 oranında dışa bağımlı. İthalata  60 milyar dolar ödüyoruz. Dünya ortalamasının 2 katı kadar doğalgaza ihtiyacımız var. Ancak ithal edilen doğalgaz yarısı elektrik üretiminde kullanılıyor. Akkuyu ve Sinop nükleer santralleri devreye girdiğinde 80 milyar kwh elektrik üretecek. Bunu doğalgazdan karşılamaya kalksak 16 milyar metreküp doğalgaz için 7.2 milyar dolar ödememiz gerekecek” diye konuştu.

 

Enerji türlerini de değerlendiren Necati Yamaç sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüm yenilenebilir enerji kaynaklarını kullansak bile yılda 229 milyar kwh elektrik üretebiliriz. Ancak bu bile 2023 yılında Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yarısını karşılayabilecek. Rüzgar eserse, güneş ışırsa, yağmur yağarsa elektrik üretebilirsiniz. Yenilenebilir enerji kaynaklarını son damlasına kadar kullanmalıyız. Ama yetmeyen yerde diğer enerji kaynaklarını devreye sokmak zorundayız. Resmin bütününe bakmamız gerekir. Her enerji türünün avantajları ve zor tarafları var. Yenilenebilir enerji ve nükleer enerji birbirine rakip değil tamamlayıcı enerji türleridir.”

 

Akkuyu NGS A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Rauf Kasumov ise Akkuyu NGS Projesi hakkında bilgi verdi. Kasumov, “Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) süreci 2014 yılı başlarında sonuçlandırılacak. ÇED pozitif kararından sonra inşaat lisansı için gerekli hazırlıkların yapılması ve üretim lisansının alınması planlanmaktadır. 2023 yılında 4 ünite de devreye alınmış olacak. Maliyetin en büyük bölümünü inşaat oluşturmaktadır. Projenin geneline Türk tarafının katkısı, yüzde 35-40'a ulaşabilecek. Bu da 6-7 milyar dolarlık bir katkı anlamına geliyor. Bu Türk ekonomisine oldukça büyük bir katkı" dedi. Kasumov, proje kapsamında sadece inşaat için 10 bine yakın, yerel altyapı sektöründe de on binlerce istihdam potansiyeli bulunduğunu bildirdi.

 

Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Şebnem Udum da enerji güvenliğini uluslararası perspektiften açıkladıktan sonra Türkiye’de nükleer enerji konusuna bakışı anlattı. Udum şöyle konuştu: “Türkiye 1950’li yıllardan bu yana nükleer enerjiyi tartışıyor. Ancak 2010 yılında kadar yapılan girişimler başarılı olamadı. İlginç bir şekilde doğalgaz ve petrole sahip olan ülkeler bile nükleer enerjiyi kullanmaktan hiç vazgeçmediler. Yenilenebilir enerjinin tümü devreye girse bile yetmeyeceği çok açık. Türkiye nükleere baz yük açısından ihtiyaç duyuyor. Enerji Bakanlığı nükleer enerjiye geçişte çok geç kalındığını düşünüyor. Fukuşima kazasının nükleer enerji yatırımlarını büyük ölçüde etkilenemediği görülüyor. Yeni yatırımlar son hızla devam ediyor. Akkuyu Nükleer Santral Projesi Fukuşima kazasından sonra muhalefet ve çevreci sivil toplum kuruluşları tarafından mercek altına alındı. Deprem konusu daha detaylı bir şekilde incelenmeye başlandı. Aynı şekilde ÇED Raporu süreci titizlikle ve hassasiyetle takip ediliyor. Nükleer enerjide en zor konu atık yönetimi ve güvenlik. Bunlar en çok tartışılması ve bilgi paylaşımı olması gereken konulardır. Muhalefet ve çevreci kuruluşlar o kadar belirsiz ve doğru olmayan unsurlarla geliyorlar ki bunlara karşılık bilim adamları ve uzmanlar aracılığıyla bilgilendirme yapmak gerekiyor.”

 

 

Daha sonra söz alan Rusatom Overseas Genel Müdür Danışmanı Sergey Boyarkin, nükleer enerjide bazı ülkelerde yaşanan tasarım hatalarını anlattı. Nükleer santralin tasarımında temel ilkenin çevrenin kirletilmemesi olduğunun altını çizen Boyarkin, bunun için gereken 3 temel güvenlik işlemini anlattı: “ Birincisi reaktivitenin kontrol edilmesidir. Bu durum Çernobil’de yoktu. İkincisi, reaktördeki ısının uzaklaştırılması ve tahliyesidir. Bununla ilgili kaza Amerika Birleşik Devletleri’nde 1979 yılında yaşandı. Üçüncü güvenlik tedbiri ise radyoaktivitenin her türlü kazada lokalize edilmesidir. Bu da Fukuşima’da yapılamadı. Dolayısıyla dünyada gerçekleşen 3 nükleer santral kazası da bu 3 güvenlik ilkesi yerine getirilemediği için oldu.”

 

Güvenlik işleminin elektrik olmadığında da yerine getirilebilmesi gerektiğini vurgulayan Boyarkin, güvenliğin dış etkenlerden arındırılmış olmasının şart olduğunu kaydetti. Sergey Boyarkin sözlerini şöyle sürdürdü: “Fukuşima kazasından sonra varılan ortak sonuca göre güvenlik işlemi farklı sistemlerle gerçekleştirilmelidir. Nükleer santral, hem aktif hem de pasif güvenlik sistemleri ile donatılmış olmalıdır. Acil durumlar için personel güvenliği temin edilmelidir. Günümüzdeki santrallerde bu gözönünde bulundurulmak zorundadır. En kötü senaryoda bile kaza sonucunda eriyen reaktör yakıtının hapsolacağı bir düzenek olmalıdır. Tüm bunlar Akkuyu NGS Projesi’nde yer alan güvenlik tedbirleridir.”

 

Son olarak sunumunu paylaşan İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü’nden Prof. Dr. Üner Çolak enerji güvenliği ve nükleer santralleri anlattı. Nükleer enerjinin dünyada oldukça yaygın kullanıldığı belirten Çolak, nükleer santrallerin ülkelere sağladığı avantajları şu şekilde sıraladı: “Karbondioksit salınımına yol açmaz. Yüksek kapasitede çalışır. 18 ayda bir yapılan yakıt değişimi sonucunda emreamadeliği yüksektir. Bölgesel ekonomiyi geliştirir. Toplam üretim maliyetinin yüzde 15’i yakıt ve işletim maliyetlerinden oluşur. Diğerlerinde ise bu oran çok daha yüksektir. 60 yıl boyunca elektrik üretirler. Uranyum serbest olarak piyasadan alındığı için, tek bir kaynağa bağımlılığı engeller. Taze yakıt hacim olarak çok küçüktür. Bir reaktörün 5 yıllık yakıtı rahatlıkla sağlanabilir. 1 MW’lık bir reaktör 20 ton uranyum dioksit yakıtı kullanır. Aynı miktarda enerjiyi elde edebilmek için ise, bir kömür santrali  4 milyon ton kömür kullanır. Özellikle Rusya’da işletilen nükleer santrallerde kullanılan su, bölgesel ısınmada önemli bir kaynaktır. Santralin yakın çevresindeki şehirlerde evler bu su ile ısıtılmaktadır. Bu da maliyet açısından önemli bir avantaj sağlamaktadır. Enerji güvenliği için iç kaynaklar önemlidir. Nükleer de bunlardan biridir. Nükleer, temiz, düşük maliyetli ve güvenilir bir alternatiftir.”

 

Oturumun ardından katılımcılardan gelen sorulara cevaplar verildi. Rusya’da kullanılan soğutma kulelerinin neden gerekli olduğu ve deniz suyu sıcaklığına  ilişkin sorulara Rusatom Overseas Genel Müdür Danışmanı Boyarkin şu karşılığı verdi: “Akkuyu NGS Projesi’nde olduğu gibi deniz suyu ile soğutma, kule sisteminden daha ucuz. Soğutma kulelerine suyu pompalamak için 16 MW’lık bir güce ihtiyaç var. Bu da santral maliyetini yüzde 3 oranında artıran bir unsurdur. Ancak deniz suyu kullanıldığında böyle güçlü pompalara ihtiyaç yoktur. Rusya’da deniz kenarında santral yok. Bu nedenle soğutma kuleleri yapıyoruz. Çin’de Tianwan Santrali Güney Çin Denizi kıyısındadır. Ve burada su sıcaklığı Akdeniz’e göre daha yüksektir. İlk ünite 2005 yılında işletmeye alınmıştır. Bu üniteler gayet başarılı bir şekilde çalışmaktadır. Akdeniz’in su sıcaklığı soğutma için son derece yeterlidir.”

 

Santral çalışanlarının radyasyondan nasıl korunduğu şeklindeki soruya da Boyarkin şöyle karşılık verdi: “Personel güvenliği için özerk ve bağımsız bir yaşam döngüsü var. Güçlü filtreler var. Bu da temiz hava sağlamaktadır. Bunun dışında güçlü enerji besleme sistemleri bulunduruyoruz. Kaza olması durumunda personel için yedek kontrol odası var. Yani dışardan bir etki ile sisteme müdahale olursa, personel yedek kontrol odasına geçerek sistemi yönetebilir. 3 gün süren kongrenin ardından tüm katılımcılara birer sertifika verildi.

 

 

 

Akkuyu NGS A.Ş. Basın Servisi